杨克|土耳其报纸做的诗歌访谈

2026-1-25 00:12| 发布者: zhwyw| 查看: 77839| 评论: 0|原作者: Nurduran Duman

Çinli Şairden Ortak İnsanlığın Frekansı

Nurduran Duman


“Şiirin görevi dünyadan daha yüksek sesle bağırmak değil, ortak insanlığımızın hâlâ duyulabildiği başka bir frekans sunmaktır.” UYGARLIĞIN ORTAK DİLİ: ULUSLARARASI SÖYLEŞİ DİZİSİ 12

NURDURAN DUMAN Kalenin Sesi olarak, dünyanın farklı ülkelerinden şair, yazar ve başka alanlarda öne çıkan imzalarla yaptığımız söyleşi dizimizi, Çinli şair, editör ve yazar Yang Ke ile sürdürüyoruz.


1957 doğumlu şair, kişisel tarihsel imgelemi ve hakikati aramadaki ısrarlı iradesiyle çağdaş şiirde özgün bir hat çiziyor. Kentsel deneyim keşifleriyle şiirsel öznelliğe yeni kapılar açan Yang Ke; Çince yayımlanmış on dört şiir, dört deneme ve bir toplu yapıtın yanı sıra yabancı dillerde on şiir kitabını dünya okuruna sundu. 1998–2019 yıllarını kapsayan Yeni Çin Şiiri Yıllığı'nın genel yayın yönetmeni. "Bir Narın İçinde Gördüm Anavatanımı" adlı şiiri Çin Şiir Ağı'nca "Yüzyılın On Temel Şiiri"nden biri seçilen, Francesco Giampietri ve Cambridge Xu Zhimo gibi ondan fazla uluslararası ödülün sahibi olan Şair hâlen Çin Yazarlar Birliği Başkanlık Kurulu üyesi ve Çin Şiir Derneği Başkanı.

Metninizi oluştururken diliniz, kültürünüz, yaşadığınız yer ve çağınız sizin için nasıl bir kaynak?

Çince yazıyorum; ama içinde yaşadığım Çince soyut bir dil değil. İnci Nehri Deltası’nın nemini, Güney Çin Denizi’nin tuzunu, Guangzhou’nun sokak gürültülerini taşır. Ana dilimin üzerine Kantonca dokunuşlar sinmiş; bir de klasik Çincenin uzun hafızası var. Bu dil katmanları jeolojik tabakalar gibi: yazarken her dizede, yüzeyin altında çınlayan yankılarını duyuyorum.

Kültürel olarak Lingnan’a, yani “geçitlerin güneyi”ne aidim; göçle, ticaretle, pek çok rüzgârın buluşmasıyla biçimlenmiş bir bölge. Bu açıklık ve melezlik, dar kimliklere kuşkuyla bakmayı; uzaktan geleni karşılamayı öğretti bana. Öte yandan kıtlık ve ideolojik yoğunluk yıllarında büyüdüm; ardından 1978’ten sonraki hızlı dönüşüme tanıklık ettim: kentleşme, tüketim toplumu ve şimdi dijital, sanal çağ.

Bütün bunlar—lehçe ile standart konuşma, yerel manzara ile küresel sarsıntılar, kadim şiirler ile akıllı telefon ekranları—şiire girer. “Çağ”ı, “ulus”u, “mekân”ı birer slogan gibi ele almam; onları bedenin ve ruhun üzerindeki basınç olarak düşünürüm. Şiir benim için, tek bir hayatın bu büyük kuvvetlerle nasıl kesiştiğini kaydetmenin yoludur—ama ayrıntının şefkatini yitirmeden: bir ağaç, bir çocuğun sesi, Beihai’den bir inci, ekranda süzülen bir haber satırı.

İlk esin ya da fikir kıvılcımından son noktaya yaratım sürecinizin omurgası nedir? Asla ödün vermediğiniz ilkeniz, yazma rutinleriniz var mı?

Bende şiir çoğu zaman küçük bir “rahatsızlık”la başlar: yakamı bırakmayan bir imge, kulak misafiri olduğum bir tümce, bir anda arşivde kalmayı reddeden bir tarih parçası… Genellikle bunu hızla not ederim; yargılamadan. Sonra dinlenmeye bırakırım. Yürürüm, okurum, seyahat ederim, başka disiplinleri ve dilleri dinlerim—felsefeyi, fiziği, tarihi. Şiir karanlıkta, bir kök sistemi gibi büyür.

Taslağa döndüğümde omurga hep aynıdır: dürüstlük ve zorunluluk. Kendime tekrar tekrar sorarım: “Bu dize gerçekten gerekli mi? Bu kelime hak edilmiş mi?” Çok kez düzeltirim; bazen el yazısıyla, yalnız güzel olduğu için orada duran ama doğru olmayan süsü kesip atarak. Müzik benim için önemlidir: yalnız ritim ve ses değil, şiirin iç soluğu.

Vazgeçilmez ilkelerim basit: modaya, ideolojiye ya da piyasaya uyum sağlamak için asla yalan söylememek; canlı deneyimi saf dekorasyona dönüştürerek ona ihanet etmemek; ve suskunluğun da şiirin bir parçası olduğunu unutmamak. Rutin olarak, kentin gürültüsü çekildiğinde—sabahın erken saatlerinde ya da gecenin geç vaktinde—yazmaya daha yatkınım; dil o zaman daha berrak duyulur. Ama rutine tapmam; uyanıklığa taparım. Şair, dünyanın çağrısına her an açık olmalıdır.

Bugünün dünyasında şiirin işlevini nasıl görüyorsunuz; bir metnin etik sorumluluğu ve dönüştürücü gücü hakkında ne düşünüyorsunuz?


Yang KeHızın, gürültünün ve saldırgan basitleştirmenin olduğu bir zamanda yaşıyoruz. Şiir, küçük ve inatçı bir direniş biçimidir. Anlamın yeniden soluk alabilmesi için dili yavaşlatır. Sloganların yalnızca "evet" veya "hayır" talep ettiği yerde, o belirsizliği yeniden kurar. Umudu yitirmeden karmaşıklığın içinde konaklamamıza olanak tanır.

Bir şiir belki bir savaşı durduramaz veya bir politikayı değiştiremez, ancak bir kişinin içsel iklimini değiştirebilir. Bizi duyarsızlaşmaktan, zulmü normal kabul etmekten alıkoyabilir. Bu anlamda şiirin etik bir sorumluluğu vardır: Herhangi bir tarafın propagandası olmamak, nefreti ve klişeleri yinelememek; güçsüz, uzak veya sessiz olanların onurunu silmemek.

Şiirin dönüştürücü gücü genellikle mahrem ve sessizdir. Zor bir anda anımsanan tek bir dize, başka bir görme biçimini aniden açığa çıkaran bir metafor; bunlar küçük değişimlerdir ancak tarih, pek çok yaşama yayılmış bu tür içsel değişimlerden oluşur. İnanıyorum ki şiirin görevi dünyadan daha yüksek sesle bağırmak değil; ortak insanlığımızın hâlâ duyulabildiği başka bir frekans sunmaktır.

Şiir, özellikle günümüzde barış inşasına ve kültürlerarası anlayışa ne gibi katkılarda bulunabilir? Biz, şairler dünya barışı için ne yapabiliriz?

Şiir, taşınması en kolay sanatlardan biridir. Bir şiir sınırları küçük bir kitapta, ekrandaki bir çeviride, hatta bir gezginin taşıdığı bellekte aşabilir. Resmi belgelerin aksine, bir bayrakla gelmez; insan sesiyle gelir. Bu, başlı başına barışa bir katkıdır: Sınırın diğer tarafında soyutlamaların değil; tıpkı bizim gibi seven, korkan, yaşlanan ve düş gören insanların olduğunu anımsatır.

Türkiye'deki bir okur Çince bir şiirle, ya da Çin'deki bir okur Türkçe bir şiirle karşılaştığında, zamanı, mekânı ve duyguyu düzenlemenin başka bir yoluyla da karşılaşmış olur. Bu, kuşku yerine merak uyandırabilir.

Biz şairler diplomat değiliz ama sabırlı köprü kurucular olabiliriz. Şunları yapabiliriz:

çeviriye katılmak ve çeviriyi desteklemek;
çatışma bölgelerinden ve görünmez kılınmış topluluklardan gelen sesleri dikkatle dinlemek;
popüler olduğunda bile insanı insanlıktan çıkaran dili reddetmek;
özellikle siyasal kanallar kapanırken, metinde diyaloğu açık tutmak.
Dünya barışı erişilmez bir ufuk olabilir; ama karşılıklı anlayışı artıran her sahici şiir, o ufku bir parça daha yaklaştırır.

Metinleriniz başka dillere çevrilirken nelere öncelik veriyorsunuz? Çevirmenle bir ilişki kurup hedef dilin okurları ve kültürel bağlamıyla etkileşimde bulunuyor musunuz?Çinli Editör Yang Ke

Yapıtım çevrildiğinde en çok şiirin içsel yaşamına önem veririm: Tonuna, duygusal sıcaklığına ve alttaki ritmine. Sözcüğü sözcüğüne doğruluk önemlidir, ancak bu durum müziği veya atmosferi öldürüyorsa şiir çoktan yitirilmiş demektir. Bir çevirmenin her sözcüğü mekanik olarak aktarmasındansa, kendi dilinde eşdeğer bir imge veya yapı bulmasını yeğlerim.

Çevirmeni bir hizmet sağlayıcı değil, yaratıcı bir ortak olarak görürüm. Olanaklı olduğunda; şiirlerimdeki kültürel arka planı, tarihsel referansları ve yere özgü ayrıntıları —Çin tarihine, Lingnan peyzajlarına veya gündelik yaşama kök salmış şeyleri— onlarla paylaşmaktan hoşlanırım. Soru sormalarını desteklerim ve önerilerine, hatta şiiri dillerinde daha canlı kılacaksa dizeleri çıkarmalarına veya yeniden sıralamalarına genellikle açığımdır.

Festivaller, okumalar veya yazışmalar yoluyla hedef kültürdeki okurlarla buluşmak da kendi yapıtıma dair anlayışımı biçimlendirdi. Soruları genellikle tam olarak bilincinde olmadığım yönleri açığa çıkarır. Bu anlamda çeviri, yalnızca Çin şiirini ihraç etmek değildir; aynı zamanda şiirlerimin başka bir kıyıdan nasıl göründüğünü öğrenmek ve bu yansımanın gelecekteki yazınımı derinleştirmesine izin vermektir.

Türk okurlara ne söylemek istersiniz?

Öncelikle, Türk okurlara dillerinde uzaklardan gelen bir şaire alan açtıkları için teşekkür etmek isterim. Çin ile Türkiye arasında eski alışveriş yolları vardır; kervanlar, deniz yolları, İpek Yolu ve denizler boyunca seyahat eden fikirler ve öyküler... Şiirlerimin şimdi bu uzun karşılaşmalar geleneği içinde yolculuk edebileceğini düşünmek beni duygulandırıyor.

Türkiye’nin kıtaların, dinlerin ve tarihlerin bazen uyumla bazen de sancılı bir şekilde buluştuğu bir yer olduğunu biliyorum. Belki de bu durum, okurlarınıza karmaşıklığa ve sınır bölgelerine dair özel bir duyarlılık veriyordur —ki bu benim de kendi yapıtımda önemsediğim bir şeydir. Çin’in nemli güneyinden gelen şiirlerimin size farklı bir ışık ve birkaç tanıdık olmayan kuş getirebilmesini; aynı zamanda kendi deneyiminizden bir şeyleri de tanıyabilmesini umuyorum.

Bir gün Çanakkale’yi ve ülkenizdeki diğer kentleri ziyaret edebilmeyi, birlikte okuyup dinleyebilmeyi içtenlikle umuyorum. O zamana dek, bedenlerimizden önce şiirlerimiz mesafeleri aşsın ve dillerimiz arasında küçük, dayanıklı bir dostluk kurulmasına yardımcı olsun.


杨克,诗人,编审,一级作家。现任中国作家协会主席团委员、中国诗歌学会会长、北京大学诗歌研究院研究员。曾获剑桥徐志摩银柳叶诗歌奖、“冰心散文奖散文集奖”、“第三代诗人杰出贡献奖”、第十二届《上海文学》奖。


来源:原作者 | 编辑:牧 野 

相关阅读